ama arkadaşlar iyidir



16.08.2017

Dün bir mail aldım, konusu (subject) şuydu:

"içerken dinlediğim şarkılar bugün 4 yaşına bastı" 

Yabancı bir sitenin yaş almağı yaşa basmak olarak nitelendirmesinin hoşuma gitmesi bir yana, dört yıl önce açtığım bir blogu unutuşumun üzerinden dört yıl eksi birkaç gün geçmiş olması başka bir yana. Bunları da konuşalım. Hatırlat da Ağustos'un 24'ünde gençliğimi yakalım. 
"Cacoethes Scribendi"
bunu bugün gördüm, "Doyumsuzca, durmadan yazma dürtüsü demekmiş." Bu doğruysa eğer üzerine konuşalım. Bugünlerde malum internetten babamız çıksa güvenemeyecek durumdayız.






13.08.2017

denizi niye ve neden ve hatta niçin bu kadar ihmal ettiğimi düşünüyorum arasıra. yani yapmamam lazım bence. aksi halde, benim hiçbir şeyi tam sevmediğimi savunanları haklı çıkarmış olacağım ve bu çok üzücü. hayat yeterince üzücüyken benim böyle bir tavır içine girip tuz biber ekmem, yangına körükle gitmem hiç hoş değil. o bu laf kalabalığı filan değil de ben sahi denizi neden ve niye bu kadar ihmal ediyorum. pek yakışık almadığının, hatta size göre iddialı olacak ama -hani, bir hayvanın soyunu kurutursan ekosistemin dengesi değişir, örneğin yılanları öldürür ve yeterince üremelerine izin vermezsen fareler etrafı basar, gibi düşünceler ve iddialar ve teoriler ve hatta kanun hükmünde kararnameler vardır ya hani- ben denizi ihmal edersem böyle bir denge kaybına maruz kalmasını istemiyorum dünyanın. ama artık bence çok geç, ihmal ettim ve olan oldu bence ya da olacak işte. size bundan birkaç yıl önce bununla ilgili dinlediğim bir vaazı anlatmam lazım bunu tam olarak aydınlatmak ve narsisizmden uzak olduğunu kavratmak için ama önce iki bira ısmarlanmam lazım. halbuki şu an saat ne kadar geç ve nikah şahidi olduğum mehmet öleli daha beş gün oldu şunun şurasında, yüzü dümdüz aklımda. şayet benim gibi bir aganta burina burinata bile denizi bu kadar ihmal ediyorsa dünyanın gerçekten dengesi dengbeji denizi bozulmuş demektir ve ben de buna bu hükûmetin sebep olduğunu düşünüyorum. yani, deniz görmeden durmak yıldız görmeden durmak gibidir diye düşünüyorum, ha mehmet kırk senelik ömründe her gün deniz gördü de ne oldu, ömrü mü uzadı diyebilirsiniz ama ben sadece benzetici olduğumdan, kayıkları yıldızlara benzettiğimden. burdan da denizi göğyüzüne benzettiğim rahatlıkla çıkar herhalde.

biraz daha oturursam üzerime çiğ yağacak.

5.08.2017

merhaba. bben sizlere dedemin hep selam söyledim. dört yaşında bir erkek çocuğuna "aleyküm selam" demeği öğretmenin ne mümkün ne güzel ne tatlı olduğunu bir durup düşündüğümüzde. ssaatler henüz erken ve mahallemizde tek orglu bir düğün var, sahi onun adı org mu piyano mu, piyanist şantör dediğimize göre piyano da olmalı di mi haliyle. merhaba denize girenler yaz aylarında ve yapay serinleyenler. bunalanlar, bu alanlar bize hep dar. merhaba bileklikler, ahşap şeyler. ahşap cam ve metal, plastik hariç tüm malzemeler bizdendir, meslektendir. selam, bar-bistro kültürünü yeniden var eden mekanlar. sigarayı tutuşunu yüzyıldır sıgara içmesine rağmen kararlaştırmayanlar ve tabii sigara içmeyen kamyon şoförleri ve sigara içmeyen orospular, yani hayat kadınları. ne kadar da azsınız. sahi boncuklar. oysa saat ço kerken. kerkenezler, yüksek çözünürlüklü telefonlar, bira, şarap tadımcısı gurmeler, güzel kelimeler, raskolnikov. bizde silah hiç uzaktan bakılan ve methiye düzülen bir eşya olmadı, ya kullanıldı ya kullanılanıldı. trip hop reggae ve çeşitli angajman kuralları. ben hiç gömleğinin bir üst düğmesini zamanla gevşetenlerden olmadım, sıcağa bağışıklığım atadan. bizde her şey orijinal, ve distribütörsüz. yani bir bira gibi pastörsüz. sahi diyorum, bendeki bazı şeyler katkısız, preservative'siz. bu yüzden de ömrü kısa olduğunu yadsıyamam. annemin elliyedi, babamın altmışüç yıllık hayatı boyunca hiç yadsımak dememiş olması, hiç excel kullanmamış olması ne kadar manidar ve mantığa mahsus. piercinglerini yanaklarına ben gibi diken kadınlar, j harfi içeren kadınlar, denizden çıkan saçlara sahip kadınlar, tuğla ve kiremitler, kırmızı killer, bıyık mahsulü genç erkekler, samuraylar, bin-jip, kırmızı winston box ve tüm diğer sembolleri günümüzün. afiyet olsun dilekleri, doğala özdeş aromalar, ayakkabı kemer çorap uyumu, şerbetçi otu, soğuk bardaklar, edip cansever, şarj aletleri ve şiir okuma günleri, çelik konstrükte kültablaları. bu akşam nedense bütün kimesne nesnelerden bahsedesim var çünkü barlar boş, mekanlar dolu fakat bar boş. mezarlar da öyle, dolu fakat boş. yo, saat henüz çok erken ve şu an kürdanlar hangi ağaçtan yapılıyor hiç merak ettiğim yok. hangi filmdeydi hatırlamıyorum, neyin hamgi filmdeydi sorgusunu da hatırlamıyorum. kimse benden kendisine film kitap ve bira tavsiye etmemi istemesin lütfen, çünkü ben mahcubiyet duymak istemiyorum kalan saatlerinde ömrümün, o saatler çekilmez olabiliyor. zagorska ulica bulvarında, atilla jozsef sokağında, ya da ne bileyim, şifreli mesaj verecek de değilim bu yaştan sonra. hiç yorulmadım aslına bakarsan, nerden baksan otuz sayfa daha yazarım da böyle anlamsız, mesaj kaygısı gütmeyen, ama beni göt etmiş bir konu var şu an ülke gündeminde ve bu benim varoluş, mevcudiyet tipi kaygılarıma fena halde halel getirdi, çok fena alt etti ve benim bunun üstesinden gelmem birkaç yılı bulur. tıpkı bir ay önce yoğunlaşan hafif depremler nedeniyle her gün her saat deprem oluyormuş gibi hissediyor olmam gibi.

yine de hiçbir erkek topsakal, keçi sakalı bırakmasın, hiçbir kadın saçlarını küt kestirmesin isterim, sor bakalım selma güneri'ye saçlarını hiç küt kestirmiş mi ömründe. elbette saçımızın az olması ya da olmaması bizim suçumuz değil ey erenler, mabudun halikin suçu, ki kendisine buradan iki çift lafım olacaktı telefonum bu kadar ısınmasaydı, ki o da allahtandır herhal. bu hesabı bu akşam yaradana ödetirsem hiç şaşırma. hani pek yapmam ama sigarayı kültablasında unutursam da şaşırma çünkü malum susamışım, avret mahalinde bu saatlerde bu kadar telefonla uğraşıyor görünmek de sevmem ama tuğlaları seviyorum napiim. her neyse, şimdi ben biraz şişelere bakayım. şişelere bakmaktan geliyorum desin sonra çocuk.

mutfak diye bir film çekersem eğer sevgilim, şişe rekorları kıracağıma eminim.