ama arkadaşlar iyidir



5.07.2019

bazı soruları sormak için uzun süre beklersiniz, beklediğiniz vakidir. merhaba. bugün sevdiğim bir şair geldi bu şehre, ve ona merhaba demek için o kitapçıya gittim, insanın ya da benim, yaşlandıkça özgüveni artıyor, ona özgüven demeyelim de, sosyalleşebilme kapasitesi diyelim belki de. merhabalaştık ve bendeki üç kitabının dört baskısından sadece ikisini imzalatabildim. imzalamayı sevmediğini anlayınca aynı kitabının iki baskısını verip onları imzalatabildim. kitabevi kalabalıktı, herkes sonradan geldiğim için aynı masada ve bana bakıyordu, sosyalleşebilmem de elbet bir yere kadardı. halbuki ona, o iki baskıdan birini ezgi için imzalatıp, diğer iki kitabını da 'okumaktan bu hale mi getirdin kitaplarımı' sorusunu sordurtacak bir muhabbet doğurayım istemiştim. sevdiğim insanlara sevdiğim insanların adlarına imzalı kitaplarını hediye ederim. bunu hayatımda henüz hiç yapmamış olabilirim, çünkü şair sevmem, imza hiç sevmem. ama insan yaşlandıkça değişiyor, hele ben, acaip değişiyorum.

bu bahsi geçen sevdiğim şair ben onu tanıdığımda otuz yaşında hoş bir kadındı, ben onu otuz yaşında hoş bir kadın olduğu için sevmemiştim tabii, bugün tanıştığımızda biraz daha yaşlanmış fakat yine hoş bir kadındı. aramızda bir mühendis ve şair ortaklığı uzaktan peydahlandı. orada oniki dakika durup ayrıldım. ona sormak için tam oniki yıl beklediğim bir soruyu sormağı unutarak oradan ayrıldığımı fark ettiğimde oradan ayrılalı oniki dakika olmuş ve yemeğe oturmuştum.

insan, ya da ben, yaşı geçtikçe bekleme kapasitesi artıyor. çok bekledim ben. inanın -hepiniz insansınız az çok bilirsiniz- hepinizden çok beklemiş olabilirim. beklediğim bir şeyin üzerinden oniki yıl geçmiş ve karşıma fırsat çıktığında değerlendirememişsem bir oniki yıl daha beklemem işten bile değildir. şu namussuz hastalığın geçmesini de yedi aydır bekliyorum.

hayatımda iyi yaptığım işleri özet geçeyim mi -zaman zaman siz de kendinizle söyleşi yapıyor musunuz, sözgelimi ben sanki kendi çapında meşhur bir insan olup karşıma bir gazeteci edasıyla geçip kendime sorular sorarım zaman zaman- -hmm, o zaman- içmek, çalışmak ve beklemek. hayatın boyunca naptın diye sordum kendime mesela demin ve bu cevapları verdim, bu cevabı.

sonra yemek yedim. açık havaya çok ihtiyacım var, kendimi açık havaya ait hissediyorum, açık havaya ve yeşile. eniştemin her fırsatta o sazlıklara ve çay kenarına kaçması gibi, ben de her fırsatta sazlıklara yeşile suya kaçmak istiyorum. duvarlar beni boğuyor, elbette hepinizi boğuyor ama beni biraz daha fazla. mevlana'nın meşhur malumu, ney doğduğu sazlığı özlediğinden öyle içli içli çağlarmış -ben ney sesi sevmem bu arada-, ben içli çağlamıyor çağırmıyorum ama ben de doğduğum sazlıkları özlüyorum. yıllar önce dediğim gibi barda doğduysam eğer, orayı özlüyorum, ama her taraf yeşil olmalı.

yemekten sonra kendimi açık havaya atma isteğim beni bir bar köşesinden alıkoydu ve sahile yöneldim. malum bu şehirde bu semtte sahil kenarı çimenler meşhur. iki bira aldım, bira yasak ama aldım. sonra denizle bütünleştim ve en son ne zaman buraya elimde iki birayla oturduğumu düşünmeğe başladım. sanıyorum, "işe yarar bir şey"i izledikten sonra. ondan önceki, sanırım bol rakılı bir iş yemeği ardından. ondan önceki, hatırlamayacak kadar bir akşam. ondan önceki ışıl, ondan önceki özgür, çok sarhoş oldum, hayattaki son sarhoşluğuma tekabül eder ama o sarhoşluk da bir ömre bedel. ondan öncekinin komik hikayesini anlatmış olmalıyım, çimenlerde biralar ardından gündüz vakti sızıp kalmış ayakkabılarımı çaldırmıştım, sonra yalınayak sokaklarda ben, tabii gençlikte oluyor böyle şeyler çok görmemeli.

şairin dediği gibi, evlerde oturmak bana göre değil. iskender öldü. çok canım yandı, iskender bakışından duruşundan anlam devşirdiğim bir adamdı. belki on yıldır hiçbir kitabını elime almadım. ama öldüğünü duyduğumda onsuz bir dünyaya devam edecek olmak dokundu bana. iki gün öncesinde de işyerinde sevdiğim bir çalışanım -yani amir olarak organizasyon şemasında bana bağlı- benimle vedalaşmadan pat diye işten ayrıldı. evet emekliliği gelmiş idi ama küsmüş bana, darılmış onu çağırıp konuşmadım diye, ondan gözlerimi kaçırıyormuşum son birkaç aydır. olacak iş mi, dağ dağa küsmüş gibi oldu ama çok bozuldum, içerledim.

evet, lafı fazla dolandırmağa başladığıma göre, bu kadar yeter demektir sevgili günlük. merhaba. yine ne günü bağlayabildik ne de yazıyı. demin, yazılarımdan iyi olduğunu düşündüklerimi bastırmağa karar verdim, buna razı olacak bir yayınevi var, üstelik baskıları da kaliteli. ve bunu müstear kullanarak yapmağa karar verdim. eksik olmasın ela bunu çok desteklemişti daha önce ama ona haber vermeyeceğim tabii ki. veda eder gibi mi yazıyorum sanki, yok o bir vesvese. ismimin ancak öldükten sonra açıklanması şartıyla basacaklar, o kitabı yazanın ben olduğumu sadece kitabevi ve selim bilecek. otuz kırk yıl sonra zaten kamuya mâl olur. bir bakarmışsın otuz yıl sonra yazdıklarım çok katmanlı derin metinler olarak inceleniyormuş, derin metinler ve onlara atfedilen büyük değerler. ne demiş şair, hayallerde yaşıyor bazı ipneler.

Hiç yorum yok: