ama arkadaşlar iyidir



29.11.2014

olur mu öyle şey çocuklar, ben hep evdeyim.

1001. yayın. siz 1001 gece masallarına inanır mısınız?

dünden kaldığımız yerlerden devam mı etseydik bu gece. gece daha başlamadı demenizi duymuyorum şu an, demiyorsanız demek ki, demiyorsunuz nitekim. noldu, nereye gitti tıbbiye öğrencisi ayşe hanım, kayboluyorsunuz. kaybolmayan siz istiyoruz biz. noldu, nereye gitti kitaplarını göğsüne kavuşturmuş derse giren inkılap tarihi hocası ayşe hanım, kayboluyorsunuz, kaybolmayın istiyoruz biz. noldu, size bir şey olmadı, bana bir şey olmadı, kimseciklere hiçbir şey olmadı.

evin içinde sigara içmediğime çok pişmanım. bi kere karar vermiş de bulundum, dönemiyorum. bugün hayallerimin arabasına baktım birinde, alacakmışım gibi pazarlık bile ettim. çocuk abi çok az verdin diye serzenişte bulundu, bense o fiyatı almayacağımı anlasın diye vermiştim zaten. almayacağım araba filan, sadece hayal kuruyorum canlı canlı. bu aralar gündüzün ne düşündüysem gecemde. ne kadar da şanslıyım aslında. ha işin içine bilinci katarsam ne olur bilemem, bu gece şunu göreyim de bileisteye bir şey kurarak yatmadım hiç, yatmadan oldu. yatmadan gördüğüm rüyalar da var muhakkak. bugünlerde çok şarkı dinleyesim geliyor.

geçen gün topladım bütün işçileri. sesimin hacmini yükselttim. ve başladım bağırmağa. beni buraya siz getirmediniz dedim, ben buraya seçilerek gelmedim dedim, beni siz atamadınız dedim. bu yüzden de benim yaptıklarımı yargılama hakkını size tanımıyorum dedim, benim söylediklerime itiraz hakkı vermiyorum size dedim. ne dersem onu yapacaksınız, dedim. size bir iş vermeden önce ben onu zaten sizin adınıza yüz kez düşünüyorum dedim. bu benim karakterim dedim. bana atasözlerini haklı çıkarttırmayın dedim. dedim de dedim. şaşırdılar beni öyle görünce.

cahit külebi'nin şiiri vardı di mi, sevindi beni görünce, diyordu. hani bir sevgilin vardı yedi sekiz sene önce. tarancı'nın mıydı yoksa.

28.11.2014

peki.

"bana bi şey olmadı bana bi şey olmadı."

bloga uğradığınızda belki bu alıntıyı birkaç yerde daha gördünüz. gördünüz gördünüz. ama dikkatinizi çekmedi. hasan ali'nin söyleşilerini topladıkları kitabı okuyayım dedim dün. üç haftadır okunmayı bekleyenler arasında. yazarların aynı şeyleri yazma takıntısına benzer bir cümle vardı orda ona sorulan. ya da ben öyle algılamak istedim. iyi bir yazar okuru, -burda sıfat 'iyi bir', tamlanansa 'yazar okuru'- yani yazar takip eden okur, yazarın genelde birtakım ortak cümleleri, nesneleri, kişileri olduğunu fark eder birkaç kitabını okuyunca. fark etmemişse ayıptır. çünkü bütün çok kitaplı yazarlarda bu vardır. bunu ben de fark etmiştim okuduğum yazarlarda ve kendi yazdıklarımda. her neyse, şimdi paragrafın ilk cümlesine dönülsün. bana bi şey olmadı bana bi şey olmadı. bu alıntı bana çok şey anlatıyor. hatırlayan var mı hangi filmden olduğunu? sanmıyorum. olmaması da çok doğal aslında. çünkü bambaşka bir filmin iyi bir sahnesinin basit bir yerinde geçiyor sadece. yahşi batı'da cem yılmaz, ozan güven, demet evgar ve diğerleri bir topluluk halinde esrar içtikten sonra bu üçü dağılır ve bi ara demet evgar görülür, durdukyere kendini savunur biçimde"bana bi şey olmadı bana bi şey olmadı" der ve sonra karıncalarla konuşmağa gider. bu çok güzel bir muhabbettir. şimdi nedense anlatmak istemedim buna yüklediğim anlamı ama şöyle de düşünülebilir; acının azı insanı dünyadan koparırken çoğu dünyaya düğümler. böyle düşünüyorum tam olarak ve bu cümleyi bununla bağdaştırıyorum: bana bi şey olmadı. acımadı ki derken aslında acıyı hissedişle de tanımlanabilir bu. ya da tanımlanamaz ne o şekilde ne bu şekilde. ... sanırım gora'da olacaktı bir sahne vardı, orda cem yılmaz, özkan uğur ve ozan güven kendiliklerinden bir türkü -tak tak takırdama- okuyarak oynuyorlardı ve cem yılmaz bağırıyordu, "uyumayın ulan" diye. bu sahnedeki bu söylem de benim için yukarıdakiyle aynı kapıya çıkıyor. daha fazla açmak istemiyorum ama bir gün bir kitapçıda "uyumayın ulan" adlı bir kitap görülürse, başka bir isimle dahi olsa bilinsin ki o kitap benim kitabımdır.

blogun yayın ara yüzüne girdiğimde fark ettim 999 adet yayın yapmışım. 1000. yayını yapmak ne derece güç bilseniz gerek. bence hiç de değil. sadece elim varmadı. dilim durdu. içim sustu sıra sayılarından tamamen bağımsız. bu gün de bunu atmak için uygun bir değil aslında, yani münasip değil, yani hazır değilim henüz ama yine de demin elimin ilk şarkıya varmasıyla, yahu ne zamandır içerken dinlediğim şarkılar listesi yapmıyorum, diye düşündüm. ve karar verdim. deneyelim.

nu - man o to (original mix) : bu şarkıyı geçen sene sanırım yine bu zamanlar zeynep vasıtasıyla dinlemiştim ilk olarak. zeynep'in müzik beğenisine olan merakım daha da artmıştı ve sağolsun beni pek çok daha güzel şarkıyla tanıştırdı bundan sonra. eve yeni çıkmıştım. evi olmanın, balkonu olmanın, odadan odaya geçebilmenin, balkona çıkabilmenin, çay koyabilmenin, buzdolabına bira zulalayabilmenin yanına yeni aldığım hoparlörler de eklenince değilmiyordu keyfime ve bu şarkı tam da hoparlörlerime ve dolayısıyla komşularıma layıktı. çok kereler dinledim. defalarca dinledim. hâlâ da işyerinde aklıma getirir getirir ferahlarım bunu dünleyip. bunu dinleyip ferahlanır mı derseniz, ferahlamanın da fersah fersah çeşitleri var malum. sonradan araştırdığımda sözleri de hayranlığımı perçinlemişti. evet perçinlemek. siz perçin nedir nasıl bir şeydir bilir misiniz? perçinden kolay kolay kurtulamazsınız onu söyleyeyim bilmiyorsanız.

bundan sonraki şarkılar biraz doğaçlama olacak. kendiliğinden gelişecek blogu bilenler bilir.

kavinsky - night call: evet bu şarkının da hüviyeti var. tam bir hüviyet. hatta bu şarkı vesikalıdır da diyebilirim. buradan vesikalı yarim'e, ayşe'ye filan gidilebilir istersem. şu an canım istemiyorum. drive adlı filmde mi geçiyordu. bilmiyorum, filmi izlemedim, benim için önce şarkılar, sonra melodileri, en son zaman kalırsa da sözleri gelir ve bunun sözlerini anlayabiliyor ingilizcem, there's something inside you, it's hard to explain, they're talking about you boy, but you're still the same derken hiç bir zaman benden bu kadar bahsedilmemişmiş gibi hissediyorum. bu şarkıyı kimin ya da ne vasıtasıyla tanıdığımı hiç mi hiç hatırlamıyorum. ki genelde sevdiğim şarkıları ve insanları hatırlarım.

daft punk - instant crush: geçen sene hazirandı evet netim. sürekli, nett, diyen bir kız tanımıştım. bazı jargonlar hiç hoşuma gitmez. ama dinlerim o ayrı mesele. zaten hoşumuza gitmeyen neleri dinlemiyoruz ki günler içerilerinde. bu şarkı ve albümle daft punk ortalığı kasıp kavurma. italyan colleague'im a. ile çalışıyorduk siz içlerine daha keyifli edesiniz diye. sonra müzik muhabbetine tutuştuk o sıra. hatta blog geçmişinde de burdan hareketle bir örnek var hatırladığım kadarıyla. her neyse, do you know daft punk? dedi bana. ben de of course dedim tabii ki. ama daft punk'ın bendeki yeri ile ondaki yeri bir olamazdı elbette, onun gençliği idi daft punk. ben dillere destan şarkılarını bilirken o hepsini biliyordu. ve o o çok yeni albümü yanında taşıdığından hemen benim gezici belleğime konuk olmuştu bile. bu şarkı da albümün benim için en daft punk'a uzak şarkıyısıydı ama güzeliydi.

massive attack - paradise circus: hmm, youtube bizi buradan vuracak sanırım bu akşam. kendimi winamp'ı aldatıyor gibi hissediyorum ki o kadar çok. nasılsa değişir birazdan gecenin rengi. bu şarkı benim için cuma gece eve yalnız dönenlerin müziği, bu şarkı benim için cuma gece vardiyasından çıkanların müziği, bu şarkı benim için "it's so boring in this country, nobody wants to dance" diyenlerin yani benim gibilerin müziği. sakil mi durdu? alakası yok.

nouvelle vague - in a manner of speaking: bu şarkıya bir blog bile yetmez bence. bir ömür ancak yeter. evet birebir bir ömür. tam bir ezgi. sanırım nouvelle vague'n ne demek olduğunu öğrendiğim zamanlardı. ben de bu şarkıyı ilk olarak bu gruptan dinleyenlerdenim. istanbul'daydık. oysa ben hiç istanbul'da olmadı. yok mu ne istanbul. tosbağa vardı sanki kırmızı. kelimeler ne garip.

bence gerek yok.



5.11.2014

merdivana bağlamak nedir merak edenler için yaklaşık olarak şöyle bir şey:

2.11.2014

1.11.2014

merdivana bağladım. merdivana bağlamanın ne demek olduğunu size yıllar önce anlatmış olmalıyım. işte bugün de tam da o anlamda merdivana bağladığım bir gündeyim. örneklendirmek istemiyorum. saat hiç akşam sekizmiş gibi gelmiyor bana. güne erken başlamış olduğumdan belki.