ama arkadaşlar iyidir



29.12.2011

bu eserimde ne soyut ne somut, samıt çalıştım

dün sabaha karşı saat sıfırbeş sularında bir iş arkadaşımla işyerimizin bize tahsis ettiği araçla direksiyonda o olmak üzere i büyükşehrinden a şehrine doğru yola koyulduk. ben akşamdan kalma olduğumdan uyuma modumdaydım, iş arkadaşım da sevdiğim bir arkadaş olduğundan sohbetinden eksik kalmak istememekle beraber ağzımdan çıkan ispirtovari buhara engel olmaya da gayret ederek, uykuya yenilmemeyi dileyerek co-pilotluk yapmaya çalıştım ancak araçta bir sıkıntı olduğu muhakkaktı. motor devri kendiliğinden bir alçalıyor bir yükseliyordu. gözlerimi açtığımda i büyükşehrinden yaklaşık dört saat uzakta karlar altında bir şehirdeydik, çorba içip tekrar yıla koyulduk ve bir maden firmasının planladığımız toplantı saatlerinde şantiyesine ulaştık. saat öğleye doğru onbiri gösteriyordu. toplantımıza yemek arası verip iğrenç ıspanağın midemize müdahalesinin ardından tekrar mesai saatlerine daldık ve saat iki gibi işimizi bitirip yola koyulduk. bu defa direksiyonda ben vardım.

gelirken araçtan çıkan ilginç homurtuları yol arkadaşımın aracı nizamına uygun kullanmıyor oluşuna yormakta haksızmışım. araçta gerçekten sıkıntı varmış. a şehrinin k köyünden  yirmi km kadar yol almıştık ki araç gaz pedalına olağanca gücümle basmama rağmen hareket etmemeye başladı ve kenara çekmek durumunda kaldık. sonraki ilk denememizde araç artık ilerlemiyordu. etrafta müthiş bir kar manzarası vardı. üç gün önce kar yağmıştı, yollar temiz ve açık olmasına rağmen ağaçlar ve doğa kar doluydu, ve bizim arabamız hareket etmiyordu. bende bir sorun olduğunu düşünerek direksiyona arkadaşım geçmeye yeltendi ancak nafile.

bu gibi konularda arkadaşlarımı her zaman uyarırım. benle bir şey yapmaya koyulduğunuzda doğanın dünyanın bu tarz sürprizlerine hazırlıklı olun diye, kimse de dikkate almaz beni başına gelene kadar. yine öyle olmuştu. biz yol arkadaşımla beraber iç anadolu'nun ege'ye yönelen bir dağ başında, aralık ayının yirmisekizi soğukluğunda yolda kalmıştık. en yakın ilçe merkezine elli km uzaklıktaydık. soğuktu ve etraf bembeyazdı. ayaklarımız hissedilmez olmaya başlamıştı. benim cep telefonum çekmiyordu. onun operatörü farklı olduğundan -sağolsun- çağrı merkezi aracılığıyla en yakın yetkili araç servisine ve çekici servisine ulaşıp iki buçuk saat çekici gelmesini bekledik. bu sırada sigaramız sona erdi, donmaya yaklaştık. kurtların hemen zirvesine yakın bulunduğumuz dağdan inmesine adımlar mı kalmıştı yoksa geyik yapıp ortamı yumuşatmaya mı çalışıyorduk. ya da gaspetlik (?) ya da cenabetlik (?) kimde onu tartışıyorduk. ikimiz de ilk fırsatta bir hamama gidip kırklanmaya (?) karar verdik ama önce oradan sağ ayrılmalıydık.

çekici beyefendiler lutfetti ve aracımızı kamyonete yükleyip en yakın şehir merkezine yola koyulduk. çekicinin şoförü genç çocuktan kaloriferi sonuna kadar açmasını rica ettik. yetkili servise vardığımızda saatlerimiz akşamüstü olmuştu ve mesai saatlerinin bittiğini, ertesi gün müdahale edeceklerini söylediler. bizi şehir merkezine bıraktılar sağolsunlar.

ilk amacımız adamakıllı ısınmak ve aç karnımızı doyurmak oldu, başardık. sonra kalacak yer? benim için ilk sorun kalacak yerden ziyade içki içecek yerdi elbette tahmin edileceği gibi. kime sorduysam orada birahane (bardan zaten umudum yoktu) olmadığını ama çevre yolunda gazinolar olduğunu söyledi. her zaman söylemişimdir, pavyon insanı değilimdir. ve hava sıcaklığı eksi beş dereceyi işaret ettiği için bir tekel bayiine girip alacağımı alıp dışarda içmek yanlısı da olamazdım çünkü nasılsa arabayla gidip döneceğiz diye yanıma ne bir atkı ne bir bere. ama kaderin beni boşalttığı farklı bir şehirdeydim ve içmezsem olmazdı ve otellerde dahi içki servisi yoktu.

çare bulmakta, çözüm getirmekte üstüme az insan tanırım.